Tez Arşivi

Hakkımızda

Tez aramanızı kolaylaştıracak arama motoru. Yazar, danışman, başlık ve özete göre tezleri arayabilirsiniz.


Akdeniz Üniversitesi / Tıp Fakültesi / Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi yenidoğan işitme taraması sonuçları

Neonatal hearing screening results in Akdeniz University Faculty of medicine

Teze Git (tez.yok.gov.tr)

Bu tezin tam metni bu sitede bulunmamaktadır. Teze erişmek için tıklayın. Eğer tez bulunamazsa, YÖK Tez Merkezi tarama bölümünde 422009 tez numarasıyla arayabilirsiniz.

Özet:

Doğuştan ve erken çocukluk döneminde bilateral orta ve ileri derecedeki sensörinöral işitme kaybı ortaya çıkan çocuklarda dil gelişimi açısından erken tanı ve erken cihazlamanın önemi bilinmektedir. Bu nedenle günümüzde doğuştan işitme kayıplarının erken tanısı için ulusal tarama programları geliştirilmiştir. İşitme kaybı insidansı 1-6/1000 arasında değişmektedir. Çalışmamızda, Temmuz 2009'dan Kasım 2010'a kadar olan zaman dilimi içerisinde Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde ve hastane dışında doğmuş; birinci, ikinci veya üçüncü basamak yenidoğan işitme taraması protokolüne alınmış 1951 bebek incelendi. Çalışmamız sonrasında, 9 bebeğe çok ileri derecede bilateral sensörinöral işitme kaybı; 3 bebeğe bilateral orta derecede sensörinöral işitme kaybı; 1 bebeğe bir kulakta çok ileri, diğer kulakta ileri derecede sensörinöral işitme kaybı, 3 bebeğe unilateral çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı; 3 bebeğe unilateral orta-ileri derecede sensörinöral işitme kaybı, 1 bebeğe unilateral hafif derecede sensörinöral işitme kaybı tanısı kondu. Mikrotia ve DKY stenozu ile beraber olan geriye kalan 4 bebekte etkilenen tarafta unilateral işitme kaybı saptandı. Bilateral sensörinöral işitme kayıplı toplam 13 (% 0,66) bebek tespit edildi. Uyguladığımız tarama protokolü, 'AAP Task Force on Newborn and Infant Screening' kriterlerine göre değerlendirildiğinde; hastanemizde doğan hedef popülasyonu tarama oranı açısından ilk 8 ay için (%64,93) başarısız iken son 8 ayda (%89,2) artan tecrübe ve ilgili bölümlerle işbirliği nedeni ile istenen düzeye yaklaşmıştır. Uyguladığımız tarama protokolü, 'AAP Task Force on Newborn and Infant Screening' kriterlerine göre değerlendirildiğinde, 1. basamak refere etme oranı açısından (%16,82) başarısız iken, %3,32'lik 3. basamağa sevk oranı nedeni ile başarılıdır. Tarama uyguladığımız popülasyonda aurikula anomalisi, 5 günden fazla yoğun bakımda entübasyon öyküsü, prematürite, düşük doğum ağırlığı ve akraba evliliği, işitme kaybı için risk faktörleri olarak gözlenmiştir. Çalışmamızda mikrotia ve DKY stenozu ile beraber olan olgular dışlandığında 7 bebeğe unilateral işitme kaybı tanısı konmuştur. Bu nedenle yenidoğan işitme taramalarının iki taraflı yapılması gerektiğini savunuyoruz. Aurikula ve dış kulak yolu morfolojik anomalilerini içeren kraniofasial anomalinin olması JCIH'ye göre sensörinöral işitme kaybı için bir risk faktörüdür. Çalışmamızda gözlenen 22 aurikula anomalisi içerisinde en fazla preauriküler tag (7 olguda) tespit edildi Aurikula anomalileri literatürle uyumlu olarak erkek bebeklerde (13 olgu), kız bebeklere (9 olgu) göre daha fazla gözlendi. Aurikula anomalileri olan bebeklerle kontrol grubundaki bebekler karşılaştırıldığında anne ve baba yaşları, gestasyonel yaş ortalamaları, akraba evliliği, doğum ağırlığı, annede gebelik ve düşük sayısı, gebelik süresinde sigara içimi, alkol-zararlı madde tüketimi açısından kontrol grubu ile istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Aurikula anomalisi gözlenen grupta ek anomali görülme oranı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,009<0,05). Bu nedenle izole preauriküler tagi olan hastalar da dahil aurikula anomalisi ile doğan çocukların mutlaka Çocuk Hastalıkları bölümü tarafından değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. 22 tane aurikula anomalili bebek içinde 4 tane renal patoloji (1 hastada sol böbrekte rotasyon anomalisi ve çift toplayıcı sistem, 3 hastanın 2 tanesinde sol grade 1 pelvikaliksial dilatasyon, 1 tanesinde bilateral pelvikaliksial dilatasyon) saptandı. Sol böbrekte rotasyon anomalisi ve çift toplayıcı sistemi olan hastada preauriküler sinüs, pelvikaliksial dilatasyonu olan hastalardan bir tanesinde bilateral mikrotia, 1 tanesinde bilateral preauriküler tag, diğerinde ise bilateral Satyr kulağı mevcuttu. Kontrol grubunda hiçbir renal patolojiye rastlanılmadı ancak aurikula anomalileri ile renal patolojilerin birlikteliği istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Bu nedenle aurikula anomalisi nedeni ile başvuran hastaların pediatri görüşü almadan renal USG ile değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Mikrotia ve DKY stenozu ile beraber olan olgular dışlandığında kalan 18 aurikula anomalisi gözlenen vakadan 4 tanesinde sensörinöral tipte işitme kaybı saptandı ve kontrol grubuna göre aurikula anomalisi olan grupta SNİK görülmesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,037<0,05). Bu nedenle aurikula anomalisi saptanan bebeklerin izole preauriküler tagi bile olsa (aurikula anomalisi ile beraber işitme kaybı saptanan 4 bebekten 1 tanesinde küçük kulak, 3 tanesinde preauriküler tag mevcut idi.) mutlaka detaylı otolojik ve odyolojik değerlendirmeden geçirilmeleri gerektiğini düşünüyoruz..

Summary:

In the children with bilateral mild and severe sensorineural hearing loss in the neonatal period and early childhood, it's known that early diagnosis and early using ear aids are important for language improvement. Because of those for the early identification of hearing loss, universal newborn hearing screening programmes have been improved today. Hearing loss incidence varies between 1-6/1000. In our study, 1951 babies who were born in AUFM or in other hospitals and who have been attended in neonatal hearing screening protocole in the first, second or third steps have been observed. After our study; 9 babies with bilateral profound sensorineural hearing loss, 3 babies with bilateral moderate sensorineural hearing loss, 1 baby with unilateral severe and unilateral profound sensorineural hearing loss, 3 babies with unilateral profound sensorineural hearing loss, 1 baby with unilateral mild sensorineural hearing loss were diagnosed. 4 babies with microtia and external ear canal stenosis had unilateral hearing loss on the effected side. We have determined 13 babies (%0,66) with bilateral sensorineural hearing loss. The screening protocol that we applied, 'AAP Task Force on Newborn and Infant Screening' criteria were evaluated at our hospital resulting target population, screening rates for the first eight month (%64,93) failed while the last 8 months (%89,2), because of increasing experience rate and cooperation of the related department is close to the desired level. When we evoluate our screening protocol according to 'AAP Task Force on Newborn and İnfant Screening' criterias; we have %16,82 refer percentage at the first step of the screening. We are unsuccesful about this percentage. Although we have %3,32 refer percantage to the third step of the screening that we are succesful about it. Auricula anomalies, a history of intubation for more than 5 days in intensive care, prematurity, low birth weight and family history observed as risk factors for hearing loss in our scan performed population. In our study, when the patients with microtia including external ear canal stenosis were excluded, four infants with unilateral hearing loss were diagnosed. Because of this, we argue that the newborn hearing screening should be done bilaterally According JCIH, auricula and external ear anomalies including morphological craniofacial anomaly is a risk factor for sensorineural hearing loss. 22 auricula anomalies observed in our study, the most common detected anomaly was preauricular tag (7 cases). In accordance with the literature, auricula anomalies in male infants (13 cases) were observed more than female infants (9 cases). Infants with auricula anomalies were compared with the infants in the control group, mothers and fathers age, mean gestational age, family history, birth weight, maternal pregnancy and abortion rate, smoking, alcohol, hazardous material consumption in pregnancy with a statistically significant difference was no found. In the auricula anomaly group, incidence of additional anomalies was found to be statistically significant (p=0,009<0,05). Therefore, children born with auricula abnormalities necessarily need to be assessed by the Department of Pediatrics including patients with isolated preauricular tag. In the 22 babies with auricula anomaly group, 4 renal patologies (1 left kidney rotation anomaly and double collecting system, 2 grade 1 left pelvikalixial dilatation and 1 grade 1 bilateral pelvikalixial dilatation) were diagnosed. The baby with left kidney rotation anomaly and double collecting system had bilateral preauricular sinus, 1 baby with pelvikalixial dilatation had preauriculer tag, 1 baby with pelvikalixial dilatation had Satyr ear and 1 baby with pelvikalixial dilatation had microtia. In the control group, there was no renal pathology but the junction of renal pathologies with ear anomalies was found to be statistically no significant. Because of this, we think that renal USG should not be performed to the patients with auricula anomalies before pediatric consultation. When the patients with microtia including external ear canal stenosis were excluded, 4 patients in 18 patients with auricula anomalies had sensorineural hearing loss and the junction of sensorineural hearing loss in the anomaly group was found to be statistically significant (p=0,037<0,05). Therefore, we argue that, the babies with auricula anomalies even with isolated preauriculer tag (Hearing loss identified in three infants with auricula anomalies, from one of them had small ears and preauricular tags were present in three of them) necessarily need to be performed with detailed otological and audiological evaluation.