Tez Arşivi

Hakkımızda

Tez aramanızı kolaylaştıracak arama motoru. Yazar, danışman, başlık ve özete göre tezleri arayabilirsiniz.


İstanbul Teknik Üniversitesi / Fen Bilimleri Enstitüsü / Şehir ve Bölge Planlama Anabilim Dalı / Şehir Planlama Bilim Dalı

An assessment of 'basin conservation plan' as a tool for ecological resilience of socio-ecological systems: Case of Eğirdir Basin

Sosyo-ekolojik sistemlerin ekolojik dayanıklılığında bir araç olarak 'havza koruma planı'nın irdelenmesi: Eğirdir Havzası örneği

Teze Git (tez.yok.gov.tr)

Bu tezin tam metni bu sitede bulunmamaktadır. Teze erişmek için tıklayın. Eğer tez bulunamazsa, YÖK Tez Merkezi tarama bölümünde 532157 tez numarasıyla arayabilirsiniz.

Özet:

Recent studies show that human being's impacts on Earth's systems are increasing (Rockström et al., 2009). According to WWF statistical report on ecological footprint, since 1961, human beings' demand on natural resources has increased by approximately 140%. The earth's bio-productive landscape is insufficient to support competing demands of human beings (WWF et al., 2014) and development such as consumption patterns, urbanization, unqualified living areas, and population increases (Karr, 1999). It is clear that these estimations suggest the requirement of systematic and sustainable assessments of demand on the Earth's limited biosphere. On the other hand, the functioning of natural landscapes, which are supporting well-being of human needs, are crucial for the sustainability of life on earth. In this context, especially fresh water resources have an important role on social and ecological systems. Besides the drinking water supply, fresh water sources support industrial production processes and the irrigation of agricultural lands (in the social framework). Additionally, fresh water sources keep alive aquatic and terrestrial dynamics such as being habitat for numerous fauna and flora species (Sharip, 2010). Unfortunately, the result of unsustainable usage and pollution of fresh water systems have caused water scarcity on Earth (UNEP, 2006). All these negative influences on aquatic ecosystems bring out the importance of studies on the components of social and ecological systems. At the end of the 20th century, the "ecological resilience" concept emerged through C. S. Holling in 1973, "ecosystem services" was derived from Walter E. Westman's natural capital studies in 1981, the "political ecology" term was evaluated by Blaikie and Brookfield in 1987, and "intervention ecology" was practically studied by Hobbs in 1996. As a result of increasing importance of conservation, sustainability and management of fresh water systems, this study puts under lenses the conceptual backgrounds and interactions of socio-ecological systems and ecological resilience in water basins. Consequently, Turkey's second biggest fresh water basin, Eğirdir Lake was chosen as a case study, and Eğirdir Lake Basin Conservation Plan was evaluated within the scope of socio-ecological systems and under the lenses of ecological resilience. As a result, it will be understood that, whether Eğirdir Lake Basin Conservation Plan, an influential instrument to assess the relationship between socio-ecological systems and the ecological resilience.

Summary:

Son zamanlarda birçok bilim insanı tarafından yapılan araştırmalar, insanın biyosferde bulunan doğal sistemler (gıda, su, fauna, flora vb.) üzerindeki etkisinde bir artış olduğunu göstermektedir (Rockström et al., 2009). Dünya'daki çeşitli ülkeler tarafından yürürlüğe giren sayısız çevre politikalarını yetersiz, taahhüt vermeyen, yol haritası çizemeyen, gelişmiş diğer ülkelerden taleplerini net olarak belirtemeyen, sorumluluk almayan ve vizyonsuz olarak nitelendiren 'Doğal Hayatı Koruma Vakfı' (WWF)'nın ekolojik ayak izini konu alan istatistiki raporuna göre, 1961'den bu yana insanoğlunun doğal kaynaklara olan talebi % 140 oranında artmış durumdadır. Dahası bu ivmeli artışın önümüzdeki yıllarda önünün alınamayacağı bir duruma geleceği açıkça görülebilmektedir. 2000 yılından sonra, Dünya'nın biyoüretken peyzajı bu talepleri karşılayamamaya (WWF et al., 2014) ve vahşi tüketim modelleri, kentsel dokular, niteliksiz yaşam alanları ve artan nüfus gibi etkenler de bu talepler için yetersiz kalmaya başlamıştır (Karr, 1999). Bahsi geçen karbon ayak izlerinin ölçümleri göstermektedir ki, günümüzde gezegenimizde yaşayan tüm insanlar, kullanabilecekleri kapasitenin yarısı kadar fazla miktarda doğayı yok etme eğilimindeler (Öztok, 2013). Bu veriler ve tespitler doğrultusunda belirtilebilir ki, biyosferin ihtiyacı olan sosyo-ekolojik sistem sistematiği ve bu sistematiğin de ihtiyacı olan bileşenler, bu kaotik problemin bilimsel ve rasyonel bir çözümü olarak beraberinde gelmektedir. Öte yandan, insanın hayatî ihtiyaçlarıyla dolu olan doğal peyzaj ve bu peyzajın 'biyosfer' için kritik olan işlevi, hayat için vazgeçilmez ve koparılamayacak bir parça olarak kabul edilebilir. Bu bağlamda, biyosferin en önemli modülü olarak sayılabilecek tatlı su kaynakları, toplumsal ve çevresel sistemlerde önemli bir rol oynamaktadır. Biyoçeşitlilik çerçevesinden bakıldığında tatlı su kaynakları, gezegendeki fungi (mantar), fauna (hayvan örtüsü) ve flora (bitki örtüsü) çeşitliliğine –doğal olarak da- yaşam döngüsüne de kaynak oluşturmaktadır (Sharip, 2010). Ancak yukarıda da belirtilen ekolojik ayak izlerinin büyük bir kısmı (sürdürülebilir olmayan kaynak kullanımları ve su kaynaklarındaki kirlenme vb.) ise kısa vadede yerel/bölgesel, uzun vadede küresel çevre sorunlarına (erozyon, kuraklık, kıtlık vb.) sebebiyet vermektedir (UNEP, 2006). Toplumsal sistemlerin çerçevesinden bakıldığında ise, tatlı su kaynakları, içme suyu sağlamanın yanı sıra, sanayi sürecinin yürütülmesinde, tarımsal amaçlı sulamalarda ve atıkların bertaraf edilmesi konusunda da katkı sağlamaktadır. Yaşanan tüm bu bileşenler ve buna bağlı problem ve tehditler, bahsi geçen toplumsal ve çevresel sistemler çerçevesinde entegre yöntemler gelişmeye başlamıştır.Bu yöntemlerin en üzerinde durulması gerekeni sosyo-ekolojik sistemlerdir (SES). 'Sosyo-ekolojik sistemler'in araştırma ve yönelim anlayışı, beşeri coğrafyanın, doğal coğrafyadan ayrılamayacağı ilkesine dayanmaktadır. Disiplinlerarası araştırma temeline uygun, fen bilimleri ve sosyal bilimlerin bağımsız ve farklı yaklaşımının aksine, alışılagelmiş 'sürdürülebilirlik' kavramına önemli bir modül olarak giren ve geleneksel bilimden olabildiğince uzak sosyo-ekolojik sistemler, temel ikili sistemin (toplumsal ve çevresel sistemler) barındırdığı tüm bileşenlerin yapısını, sürecini ve birbirleriyle olan ilişkini incelemek üzerine oluşmuştur. Yıllardır süregelen ve günden güne etkisini artıran ekolojik ayak izleri beraberinde sosyo-ekolojik sistemlerin bileşenleri konusundaki çalışmaların önemini de beraberinde getirmektedir. Bu tez kapsamında incelenecek olan seçilmiş dört bileşen de (1) 20. yüzyılın sonunda, C. S. Holling tarafından ortaya atılan "ekolojik dayanıklılık" kavramı, (2) Westman'ın 1981 yılındaki doğal sermaye çalışmalarından yola çıkarak üretilmiş "ekosistem hizmetleri," çalışmaları, (3) Blaike ve Brookfield'ın 1987 yılında geliştirdikleri "politik ekoloji" kuramı ve (4) Hobbs tarafından 1996 yılında uygulama alanında geliştirilen "müdahale ekolojisi" konuları altında birleşerek bu bileşenlerden yalnızca bir kaçını oluşturmaktadır. İlk olarak 'ekolojik dayanıklıkık' kavramı, bir canlı ya da ekosistemin dışarıdan gelebilecek bir tehdit unsuru, karışıklık ya da bozulma sonrasında şeklini, yaşam biçimini (beslenme, üreme, vb.) ve konumunu geri kazanabilme yeteneği olarak nitelendirilebilir (Holling, 1973). Somut olarak belirli göstergelerle kolayca incelenemeyen ve bu sebeple de fazlaca çalışılamayan ekolojik dayanıklılık kuramı, literatürdeki kaynak yetersizliklerine de sebep olmuştur. Ancak, Holling'le başlayan ve günümüzde Gunderson, Berkes, Folke gibi araştırmacılarla devam eden 'ekolojik dayanıklılık'kuramı, sosyo-ekolojik sistemlerin karmaşık ilişkilerine de ışık tutabilen bir bileşen olarak göz önünde bulundurulmalıdır. 'Ekosistem hizmetleri' ise 'ekolojik dayanıklılık' konusuna kıyasla gerek akademik camiada, gerekse hükümetler arası örgütlerin gündemi dahilinde daha çok üzerinde durulmuş, daha köklü ve daha net çizgilere sahip sınıflandırlamara sahip disiplinlerarası bir çalışma alanıdır. Gretchen Daily tarafından "doğal sistemlerin ve onları oluşturan türlerin insan hayatını sürdürmesi ve yerine getirmesi için gereken koşullar ve süreçler" olarak betimlenen ekosistem hizmetleri, kısaca, 'ekosistemin insanoğluna karşılıksız olarak vermis olduğu kaynaklar' olarak tanımlanabilir. 1980'lerde Westman'in doğal sermaye çalışmalarından yola çıkarak türeyen 'ekosistem hizmetleri' bileşeni, Birleşmiş Milletler'in 2005 yılında yayımlanan 'Binyıl Ekosistem Değerlendirmesi' raporunda da genişçe yer almış ve bu hizmetlerin sınıflandırılması genişletilmiştir. SES kavramının bir alt tanımı olarak da algılayabileceğimiz, 'politik ekoloji' alanı ise, çevre ve onunla karşılıklı ilişkileri olan toplumsal yapıları ve organizasyonları inceler. 80'lerin sonuna doğru ortaya atılan bu yeni kuram, rastlanılmaya pek alışmamış ekonomi-politika-doğa üçlüsünün arasındaki dinamik ve karmaşık ilişkileri sorgulamaktadır (Özberk, 2017). Daha çok sosyal bilimler alanında ele alınabilecek 'politik ekoloji', bu çalışmanın kapsamında bahsi geçen sosyo-ekolojik sistemlerin irdelenmesinde bir araç olarak yer alacaktır. Diğer kuramlardan farklı olarak 'müdahale ekolojisi' ise SES'in pratikte irdelenebilecek bir bileşeni olarak kaynaklarda yer almaktadır. Bu pratik, insanoğlunun doğa üzerindeki, yapıcı, onarıcı, yenileyici, ıslah edici ve restore edici her türlü müdahalesini ve bu müdahalelerin doğal süreçteki etkisini, bu etkilerin sürdürülebilirliğini, yönetimini, kullanım-etkilerini ölçüp iyileştirebilen çalışmalar içermektedir. Bu tez kapsamında, 'müdahale ekolojisi' konusu yukarıda sözü geçen üç teorik SES bileşeninin (ekolojik dayanıklıkık, ekosistem hizmetleri ve politik ekoloji), uygulama alanında bir harcı olarak ele alınacaktır. "Sosyo-ekolojik sistemlerin ekolojik dayanıklılığında bir araç olarak 'havza koruma planı'nın irdelenmesi: eğirdir havzası örneği" isimli bu çalışma dahilinde, teoride ve pratikte yeni tartışılmaya başlanan, bahsedilen SES bileşenlerinin tatlı su kaynaklarının korunması, sürdürülebilmesi ve yönetilebilmesi konusunda önemiyle ilgili değerlendirmeler yapılması da hedeflenmektedir. Tüm bu değerlendirmelere ve bileşenlerin interdisipliner önemine bağlı olarak, sosyo-ekolojik sistemlerin bileşenlerinin tanımlanması, ekolojik açıdan dayanıklı sistemlerin irdelenmesi, bu sistemlerin sosyo-ekolojik sistemler dahiline nasıl alınabileceği, ekolojinin politik araçlarının bu çerçevedeki rolü, bu rolün bir amacı olması gereken 'ekosistem servisleri' bu tezin temellerini oluşturacaktır. Dahası, tüm bu bileşenlerin bir harcı olarak, ekolojik müdahalelerin belirlenen ölçümlerini, değerlendirmelerini ve teorik SES dinamikleriyle olan ilişkilerini kurabilmek için seçilen havza koruma planı incelenecek ve tüm bu bileşenler seçilen plan dahilinde irdelenecektir. Çalışma alanı Türkiye'nin en büyük ikinci tatlı su kaynağı olan, Isparta'da Eğirdir Gölü havzasıdır. Gözlemlere dayanarak söylenebilir ki, bu havza verimliliğinden kaynaklı sanayi, şehirleşme, kültür, tarım ve ormancılık yönünden özgün yapı ve mekan ögeleri içermektedir. Bu yüzden, Eğirdir Gölü Havzası, bu çalışma kapsamında önemli bir SES aracı olarak rol alacaktır. Yine bu havza dahilinde 2012 yılında uygulanmaya başlanmış, Türkiye'de SES bir araç olarak değerlendirilebilecek en kapsamlı ekolojik müdahalelerden biri sayılan 'Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı' (EGHKP), örneklem olarak seçilmiştir. EGHKP, -önceden uygulanmaya çalışılan bölgesel/yerel ekolojik müdahalelerden yanısıra- çeşitliliği, uzun vadeli çalışma planı ve söylemde sosyo-ekolojik sistemlerin bileşenlerine hitap ediş biçimiyle bu tez için önemli bir örneklemdir. Dahası bu plan sosyo-ekolojik sistemlerin arasındaki bağlantıyı, 'ekolojik dayanıklılık,' 'ekosistem hizmetleri,' 'politik ekoloji' ve 'müdahale ekolojisi' bağlamında irdeleyen güçlü bir araç olarak değerlendirilebilir. Görülecektir ki, 'Eğirdir Gölü Havza Koruma Planı' önceden yapılan bölgesel/yerel planların önüne geçmiş olmasına rağmen, gerek paydaşlar arası iletişimsizlik, gerekse yalnızca söylemde kalan politik ekoloji kararları bu planın 'müdahale ekolojisi' alanındaki başarısızlığını ortaya koymaktadır. Dahası, bu plan, 'Eğirdir Gölü havzası'nın 'ekolojik dayanıklılı'ğında olumlu bir etki yaratamamakta (dayanıklı kılamamakta) ve bu anlamda ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilirliğini ve etkili yönetimini kapsayabilecek bir politik ekoloji aracı olarak tanımlanmasında bir engel oluşturmaktadır.