Tez Arşivi

Hakkımızda

Tez aramanızı kolaylaştıracak arama motoru. Yazar, danışman, başlık ve özete göre tezleri arayabilirsiniz.


İstanbul Teknik Üniversitesi / Fen Bilimleri Enstitüsü / İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı / Ulaştırma Mühendisliği Bilim Dalı

Analysis of urban mobility through gender perspective: Istanbul case

Toplumsal cinsiyet perspektifinden kentsel mobilitenin değerlendirilmesi: İstanbul örneği

Teze Git (tez.yok.gov.tr)

Bu tezin tam metni bu sitede bulunmamaktadır. Teze erişmek için tıklayın. Eğer tez bulunamazsa, YÖK Tez Merkezi tarama bölümünde 513047 tez numarasıyla arayabilirsiniz.

Özet:

As population increase and technological improvements lead to the massive extension of the cities, transportation systems become more and more important. In parallel to the development of the cities, urban transportation systems have been under major transformations. With population increase, new settlement areas have emerged in peripheries of the cities, and those areas have been connected to the city center by new transport axes. However, the designed axes could appeal to certain parts of the urban population and eventually led to the exclusion of disadvantageous urban groups. The design of transportation systems that weights on highways and private cars rather than public transportation systems have resulted in the exclusion of women, elderly and disabled individuals from urban life. However, the urban and transportation design approach that was once completely highway and men dominated, has been recently going through a transformation, especially in European cities. Local administrations and major development agencies like World Bank, have displayed several endeavors of implementing a gender-oriented planning approach that regards for each groups' needs in the city. In this respect, a variety of projects and policies have been developed and produced. In Turkey, studies on gender-oriented urban and transportation systems planning have a quite recent history. Unfortunately, the studies have not reached the desired level yet. A gender oriented urban planning is not available for Istanbul, the most populous city in Turkey. While gender oriented discourses and goals have been included in some local governments' agenda, there is still no detailed and effective work on the subject. In İstanbul, where about 15 million people live, women's problems and concerns in transportation systems are usually undermined, and so far no solution has been delivered. In this thesis, a survey has been conducted with individuals residing in İstanbul, and some gender-related issues have been detected in the urban mobility context. Through parametric tests, it has been examined whether there are significant differences between men and women related to urban mobility. In the light of the analysis results, some suggestions have been made for urban transportation systems that have a gender perspective. These recommendations are made with intention of more active and safer participation of women who have been forced to live in more limited areas and excluded from urban space due to the gender roles.

Summary:

Tarihsel süreç içerisinde artan nüfusla birlikte ve gelişen teknoloji sayesinde büyüyen kentlerde ulaşım sistemleri giderek daha da önemli bir konuma gelmiştir. Kentlerde yaşayan bireylerin en temel ihtiyaçlarınında biri olan ulaşım sistemleri, kentlerin gelişmesine pararlel olarak değişmiş ve önemli dönüşümler göstermiştir. Tarih boyunca kent morfolojisinin biçimlenmesinde etkili olan ulaşım sistemleri, sanayi devrimi sonrası bir kırılma noktası yaşamıştır. Özellikle 1920 ile 1941 arasındaki dönemde artan otomobil sahipliliği, kent formunun hızla değişmesinde son derece etkili olmuştur. Erişilebilirliğin artması sonucunda kentler hızlı bir şekilde genişleyip yayılmaya başlamıştır. Artan bu nüfusla birlikte kent çeperlerinde ortaya çıkan yeni yerleşim alanlarının kent merkeziyle ilişkisi yeni ulaşım aksları ile sağlanmıştır. Ancak tasarlanan bu ulaşım aksları ağırlıklı olarak belli bir kesime hitap eden ve dezavantajlı konumda olan kentlileri dışlayan sistemler olmuştur. Toplu taşıma sistemlerine oranla karayolu ve özel araç odaklı tasarlanan bu ulaşım sistemleri, özellikle kadınların, yaşlı ve engelli bireylerin kent yaşamanın dışında kalmasına neden olmuştur. Tam da bu noktada otomobile erişimi olmayan bu dezavantajlı kesim için diğer ulaşım modları daha da önemli bir hal almıştır. Erken-endüstri toplumlarında kadınların alanı, ev ve komşuluk birimi olarak şekillenmeye başlamış ve kadınların işleri, üretim etkinliklerinden ayrılarak hane içi işler ve aile bakımı ile sınırlanmıştır. Kadınlar, her ne kadar 1950'ler ve sonrasındaki süreçte kamusal ve ekonomik roller üstlenseler de evdeki mekân birimindeki sorumluluklarını da yerine getirmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda da ikili bir yaşam yaşamışlardır. Bugün hala kadınlar, ev ve komşuluk ünitesi çevresinin oluşturduğu özel alana ait olarak, erkekler ise işyerleri ve kamu alanlarının hakimi olarak görülmektedir. Günümüzde hala toplumsal normların kadınlar üzerindeki baskısı ve etkisi devam etmektedir. Kadınlara toplumsal düzen içerisinde, çocuk bakımı, ev işleri gibi sorumluluklar yüklenmektedir. Çalışan kadınlar dahi bu sorumluluklar büyük oranda kaçamamaktadır. Günlük yaşamlarını buna göre kurgulamak ve planlamak zorunda kalmaktadır Bu noktada kentsel yaşam içerisinde de, kadınlara yüklenilen bu sorumluluklardan ötürü kadın erkek arasında seyahat davranışı farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Toplumsal cinsiyet odaklı ulaşım planlaması araştırmalarında elde edilen en temel bulgulardan biri, kadınların hane içi ulaşım sorumluluklarında orantısız bir paya sahip olmalarıdır. Ancak buna karşın mevcut ulaşım araçlarına daha sınırlı erişime sahip oldukları da yapılan araştırmalarda ortaya çıkan bir diğer gerçektir. Tarihsel süreçte karayolu ve erkek odaklı tasarlanan, sürdürülebilir bir ulaşım sistemi tasarımının çok uzağında kalan bu anlayış, günümüzde özellikle gelişmiş Avrupa kentlerinde kısmen farklılaşmaya başlamıştır. 1970'ler itibariyle literatüre giren toplumsal cinsiyet kavramının, toplum içerisinde cinsler arasında eşitlikçi politikalar yaratmak için oldukça önemli bir kavram olduğu günümüz ülkeleri tarafından kabul edilmiş bir gerçektir. Dünya'nın birçok ülkesinde kentsel mekan ve cinsiyet üzerine çalışmalar 1970'li yıllarda başlamış olsa dahi kent mekanının önemli bir bileşeni olan ulaşım sistemlerinin cinsiyet perspektifinden detaylı bir şekilde ele alnıması 1980'lerin sonuna doğru olmuştur. Özellikle 1980'lerden sonra Avrupa ülkelerinde bu politikalar üzerine önemli çalışmalar ve literatürler hazırlanmaya başlanmıştır. Günümüzde yerel yönetimler ve Dünya Bankası gibi büyük kalkınma kurulaşları kentte yaşayan her kesimine hitap eden, toplumsal cinsiyet odaklı bir planlama anlayışını kentlerde hakim kılmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda kentler için çeşitli projeler hazırlanmakta ve politikalar üretilmektedir. Avrupa kentleri başta olmak üzere dünyanın gelişmiş birçok kentinde kent ve ulaşım planları toplumsal cinsiyet perspektifi ön planda tutularak hazırlanmaktadır. Kadınların kent yaşamına güvenli bir şekilde dahil olabilmeleri için mekanın dinamikleri dikkate alınarak analizler yapılmakta ve bu analizler sonucunda gerekli değişiklikler ve tasarımlar gerçekleştirilmektedir. Türkiye'de toplumsal cinsiyet odaklı kent ve ulaşım sistemleri planlaması üzerine yapılan çalışmalar henüz çok yakın bir tarihe dayanmaktadır. Yapılan bu çalışmalar oldukça yeni olup henüz istenen ve beklenen düzeyde olamamıştır. Bu konuda ülke çapında yapılan en etkili ve verimli çalışmalardan biri, 2006 yılında toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında başlatılan Birleşmiş Milletler Kadın Dostu Kentler Ortak Programıdır. Bu program ile toplumsal cinsiyet eşitliği prensiplerinin yerel yönetimlerin planlama süreçlerine dahil edilmesi ve bu aşamada kadın örgütleri ile işbirliğinin güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Programın ilk aşaması 2006-2010 yılları arasında İzmir, Kars, Nevşehir, Şanlıurfa, Trabzon ve Van şehirlerinde gerçekleştirilmiştir. Bu program Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını yerel yönetimlerin planlama çalışmalarına dahil eden ilk çalışma olmuştur. Programın uygulandığı bu 6 şehirde elde edilen olumlu sonuçlardan sonra Türkiye'nin farklı birçok bölgesinden yerel yönetimler bu "Kadın Dostu Kent" modelini uygulamak için UNFPA'e başvurmuştur. Bu talepler sonucunda belirlenen 7 şehirle (Adıyaman, Antalya, Bursa, Gaziantep, Malatya, Mardin, Samsun) birlikte çalışma 2011 yılından itibaren de devam etmiştir. Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin yakın zamanda yapılan stratejik planları incelediğinde ise bazı belediyelerin toplumsal cinsiyet perspektifini planlarına dahil ettiği görülmektedir. Ankara, Diyarbakır, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli ve Mersin Büyükşehir Belediyeleri'de stratejik planlarında hizmet vereceği kesimleri vurgularken kadınlara ayrıca yer vermiş, bu kesimin de dahil edildiği eşitlikçi politikalar üretilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Türkiye'nin en fazla nüfusu barındıran şehri olan İstanbul içinse toplumsal cinsiyet odaklı bir ulaşım sistemi planlaması henüz söz konusu değildir. Bu perspektifteki söylemler ve hedefler, kentteki kimi yerel yönetimlerin gündemlerine dahil edilmeye başlamış olsa dahi bu konu ile ilgili yapılmış detaylı ve etkili bir çalışma henüz bulunmamaktadır. Yaklaşık 15 milyon insanın yaşadığı kent olan İstanbul'da, nüfusun yarısını oluşturan kadınların, kentteki günlük yaşamlarında ulaşım sistemlerini kullanırken maruz kaldıkları endişe ve sorunlar çoğunlukla gözardı edilmiş ve bu konuyla ilgili herhangi bir çözüm üretilmemiştir. Yapılan bu tez çalışmasında İstanbul kentinde yaşayan insanlar ile bir anket çalışması gerçekleştirilmiş ve kentsel mobilite kapsamında toplumsal cinsiyet odaklı sorunlar tespit edilmiştir. Parametrik testler yardımı ile sorunların kadın erkek üzerinden anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığı tespit edilmiştir. Anket çalışması sonucunda özellikle güvenlik konusunda kadınların erkeklere oranla daha fazla endişe ve sıkıntı yaşadıkları tespit edilmiştir. Yaşadıkları bu sıkıntı ve endişe seviyesinin akşam saatlerinde çok daha fazla olduğu, özellikle toplu taşıma ve yürüme ulaşım modlarında kadınların kendilerini oldukça güvensiz hissettikleri görülmüştür. Elde edilen bu analizler sonucunda kentsel ulaşım sistemlerinin toplumsal cinsiyet perspektifinde değerlendirilip bu bakış açısı dahilinde tasarlanması için öneriler sunulmuştur. Ayrışmış ve belli bir kesime hitap eden ulaşım modeli ve ulaşım politikaları, kentte yaşayan önemli bir kesimin yok sayılmasına neden olmaktadır. Çalışmanın sonucunda sunulan bu öneriler ile kent yaşamından dışlanan ve toplumsal roller nedeniyle daha kısıtlı bir alanda yaşamaya zorlanan kadınların kent yaşamına daha aktif ve daha güvenli bir şekilde dahil olması hedeflenmiştir.