Tez Arşivi

Hakkımızda

Tez aramanızı kolaylaştıracak arama motoru. Yazar, danışman, başlık ve özete göre tezleri arayabilirsiniz.


İstanbul Teknik Üniversitesi / Fen Bilimleri Enstitüsü / Mimarlık Anabilim Dalı

Antalya'da 1980 sonrası yaşanan dönüşümün kavramsal izdüşümleri

The conceptual projections of the transformation experienced in Antalya after 1980

Teze Git (tez.yok.gov.tr)

Bu tezin tam metni bu sitede bulunmamaktadır. Teze erişmek için tıklayın. Eğer tez bulunamazsa, YÖK Tez Merkezi tarama bölümünde 467166 tez numarasıyla arayabilirsiniz.

Özet:

Bu araştırma, yapılı çevreyi mimarların ve plancıların ürünü olarak ele alan ve kendini bu sürecin dışında tutarak eleştiren tarafa geçen toplumun her kesiminin Türkiye kentlerinin bugünkü durumunda çok ya da az bir parça rol oynadığını göstermektedir. Hangi ölçekte olursa olsun bugünün kentlerini kentsel mekâna doğrudan veya dolaylı yollarla müdahale eden, yüklediği anlamlar, işlevlerle onu (yeniden) üretmenin bir yolunu bulan toplumun her kesiminden farklı grupların yarattığını söylemek mümkündür. Bu nedenle kent mekânının (yeniden) üretim sürecinde rolü olan özneleri ait olduğu toplumsallık zemininde ele almak, bunu yaparken de toplumu değiştiren süreçlere odaklanmak gerekmektedir. Çünkü toplum değiştiğinde kent de değişmektedir. Politik, ideolojik ve ekonomik alanda çarpıcı kopuşların başlangıcını temsil eden 1980'li yıllar toplumun kendisine ve yaşadığı kente bakış açısında büyük çaplı değişimlerin milat yılı olmuştur. Dünya büyük ölçüde ortak bir dizi ekonomik kural çerçevesinde örgütlenirken ülkeler içe kapanmış bir gelişme politikasından çıkmış ve kendi özgün koşulları çerçevesinde neoliberal ekonomik yeniden yapılanma sürecine dâhil olmuştur. Bu dönem Türkiye için de değişimi kaçınılmaz hale getirmiştir. Sermaye hareketinin bir önceki döneme kıyasla çok daha fazla akışkanlık kazandığı, sermaye dolaşımının hızlandığı ve etki sahasının büyüdüğü, üretimde yeni örgütlenme biçimlerinin ortaya çıktığı 1980'li yıllarla birlikte ülke, küresel dünyaya eklemlenebilmek için siyasal ve ekonomik alanda köklü değişimler gerçekleştirmiştir. Ulus-devletin geri çekilerek içe kapanmış bir gelişme politikasından dışa açık, ihracatı arttırmaya yönelik bir gelişme politikası benimsemesi kentleri sermaye birikiminin odağı ve kapitalist üretim ilişkilerinin yeniden üretildiği mekânlar haline getirmiştir. Neoliberal politikaların egemenliği arttıkça ekonomik güç ilişkilerinde yeni dengeler kurulmaya başlamış, bu yeni politik iklimde devletin ekonomi alanında daha pasif bir role çekilerek boşalttığı yeri farklı yerelliklerdeki farklı toplumsal kesimler doldurmuştur. Farklı beklentileri, çıkarları, zihniyet yapıları olan kesimlerin maddi kaynaklar ve toplumsal anlamlar üzerine geliştirdikleri yerel refleksler, taktikler, mücadeleler ve toplumsal örgütlenmeler ise kentlere özgü mekânsallıklar ortaya çıkarmıştır. Güncel tartışmaların ana bileşenlerinden olan küreselleşme ve neoliberal politikalar ile ilgili açılımların yere özgü sonuçlarını ortaya çıkarabilmek kentleri kendi dinamikleri üzerinden araştırmayı gerektirmektedir. Bu da o yerin farklı toplumsal kesimlere ait insanını sosyal aktöre dönüştüren süreçleri anlamak ve bu aktörlerin birbirleriyle ve kentsel mekânla kurdukları ilişkileri tanımlamakla mümkündür. Sosyal aktör kavramıyla kentsel mekânın oluşumu ve dönüşümde rol alan, kentin farklı bölgelerinde yaşamış, farklı toplumsal, ekonomik, kültürel yapıdaki çok çeşitli insan grupları ifade edilmektedir. Değişim dinamiklerini gündelik yaşam pratikleri içerisinde deneyimlemiş, bu değişimden hem kendileri etkilenmiş, hem de çevrelerini değiştirmişlerdir. Sosyal aktörler arasındaki ilişki ağlarını, bu uğurda geliştirdikleri stratejileri açıklığa kavuşturacak yöntemler geliştirmek, kentsel mekânsallıklar ile toplumsal düzen arasındaki ilişkileri çözümlemek adına önemli ipuçları vermektedir. Bu düşünceler perspektifinde, derinlemesine incelemek üzere yerel dinamikleri çerçevesinde ulusal sistemden bağımsız olarak küresel ağa eklemlenebilmiş, merkezin olanaklarına bağlı olmaksızın kendi yarattığı kaynaklarla kendisini dönüştürmüş, iç dinamikleri çerçevesinde kentleşme sürecini belirlemiş Antalya kenti seçilmiştir. Antalya, 1980 sonrası dünyada eşik niteliği taşıyan değişim dinamiklerinin etkileriyle sahil kasabası görünümünden ülkenin orta ölçekli kentlerinden birine dönüşmüştür. Kent, fiziksel olarak hızla büyürken toplumsal yapıda da önemli ölçüde dönüşümlere sahne olmuştur. Küresel süreçler karşısında ve neoliberal ekonomi politikalarının uygulanmasıyla birlikte Antalya'da insanların yaşamlarında ve bu yaşamların mekânsal karşılıklarında nasıl dönüşümler yaşandığını "toplumsal süreçler ve ilişki ağları"nı çözümleyerek açıklığa kavuşturmak çalışmanın ana amacıdır. Kendi içinde farklı yerellikler barındıran Antalya kentinin çok katmanlı yapısını, yere ait gerçeklikleri ve bu gerçekliklerin sabit biçimlerini değil, gündelik pratikler içindeki değişken özelliklerini kavramak üzere niteliksel araştırmanın veri oluşturma tekniklerinden "derinlemesine görüşme yöntemi" kullanılmıştır. Bu yöntemle, sosyal aktörlerin yaşayarak ürettikleri deneyimsel bilgiye ulaşmak, araştırılan konunun özüne inerek ayrıntıları kavramak ve ilişkileri kurmak mümkün olmuştur. Görüşme listesi oluşturulurken kentin farklı bölgelerinde yaşamış, kenti 1980 öncesi ve sonrası farklı özellikleriyle deneyimlemiş, araştırma konusunun temel ögeleri hakkında kendi yaşam deneyimlerini ve bilgilerini paylaşabilecek kişilerin seçilmesine dikkat edilmiştir. Bu yöntem araştırmaya daha tabandan bakmayı mümkün kılmış, tabandaki dinamikleri deşerek toplanan bilgi hem araştırılan yerin barındırdığı çeşitliliği hem de daha büyük ölçeği anlamaya yardımcı olmuştur. Çeşitli/zengin yaşam deneyimlerini içinde barındıran bir örneklem oluşturmak adına araştırma başında sabit bir örneklem oluşturulmamıştır. Esnek bir yapı benimsenmiş, araştırma sırasında derinlemesine görüşme listesi çeşitlendirilmiş, görüşmeler yapıldıkça yeni kişilere ulaşılmıştır. Bununla birlikte araştırmanın geçerliliği ve güvenirliğini arttırmak için arşiv araştırması yapılarak birincil veri kaynağı olarak ele alınan derinlemesine görüşmelerde elde edilen bilgiler desteklenmiştir. Kentin planlanma ve kentleşme süreciyle ilgili yayınlar, kent tarihçilerinin, eski Antalyalıların yazıları taranmış, imar planları, kent haritalarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Görüşmelerin metin haline getirilip tekrar tekrar okunmasının ve ikincil veri kaynaklarının taranmasının ardından elde edilen çok hacimli ve çeşitli veri yığınını baş edilebilir bir bütünlüğe kavuşturmak için: (1) Verilerin işlenmesi (anlamlı kavram ve temaların kodlanması), (2) Verilerin görsel hale getirilmesi, (3) Sonuç çıkarma ve değerlendirme olmak üzere üç aşamalı yol izlenmiştir. Sistematik olarak tema/kavram oluşturma ve bunları veri haline dönüştürme çalışması yapılırken görüşülen kişilerin hem kendi yaşamlarında hem de yaşam çevrelerinde 1980 öncesi ve sonrası değişen olaylar/durumlara odaklanılmıştır. Bireysel deneyimler ayrıştırılıp birbirleri arasındaki ilişkiler karşılaştırıldığında Antalya'da dört farklı nitelikte kent parçası olduğu ve buralarda geçen hikâyelerin birbirlerinden farklı dinamikler barındırdığı ortaya çıkmıştır. Bu kent parçalarındaki toplumsal ve mekânsal dönüşümler "Çekirdek-Kent, Kıyı-Kent, Kır-Kent ve Öteki-Kent" başlıklı kavramlar altında incelenmiştir. Çekirdek-Kent; kent merkezinde süregelen geleneksel hayatların yaşanan kırılmalarla nasıl değiştiğine, Kıyı-Kent; kentin doğu kıyısındaki toprakların verimli kısımlarında geçimlik tarımla uğraşan köylünün orta veya üst–orta sınıfa, kıyının ise Antalya'nın en değerli semtine dönüşme sürecine, Kır-Kent; kıyının arkasında tarım alanıyken kentin büyümesiyle merkeze dâhil olan toprakların bir kısmının yapılaşarak kentin orta sınıf semtine, yerli halkının orta/üst-orta sınıfa yerleşmesine, diğer kısmının ise tarım alanı olarak kalma, sahibinin ise uzun yıllar imar beklentisi içinde kent yoksuluna dönüşme sürecine, Öteki-Kent; 1980 öncesi dönemde barınma ve kente tutunma mücadelesi veren kırsal göçmenin 1980'li yıllarla birlikte ortaya çıkan dinamikleri avantaja dönüştürerek toplumsal tabakalaşmada üstlere yerleşmesine, yaşadıkları toprakların ise alt-orta /orta sınıf mahallelere dönüşme sürecine odaklanmıştır. Küresel eğilimlerin/süreçlerin yanında yerel gerçeklikleri ve bu gerçekliklerin sabit biçimleri değil, gündelik pratikler içindeki değişken özelliklerini kavrayabilmek için deneysel bir kent okuması kurgulanmıştır. Kenti parçalara ayırarak her bir parçada geçen hayatları kavramlar aracılığıyla okuma yaklaşımı kentin bütününe dair söylem üretirken mikro ölçekteki gerçeklikleri gözden kaçırmamaya, yukarıdan ve aşağıdan bakışı yaratıcı bir biçimde birleştirebilmeye olanak sağlamıştır. Çünkü her yerel diğerlerinden farklı olduğu kadar kendi içinde de çok çeşitli dinamikler barındırmaktadır. Bu dinamikler fiziki, ekonomik koşulların farklılığıyla birlikte söz konusu yerde yaşayan insanların çeşitliliğiyle de yakından ilgilidir. Bu nedenle her bir kent parçasının dinamiklerini kendi içinde okumak daha dağınık ancak daha güvenilir bilgiye ulaşmayı sağlamaktadır. Tabandaki dinamikleri deşerek toplanan bilgi hem araştırılan yerin barındırdığı çeşitliliği hem de daha büyük ölçeği anlamak için önemlidir. Küresel süreçler ve bu süreçler karşısında ülkenin benimsediği politikaların yereldeki değişken özelliklerini ve bunun toplumsal hayat ile kentsel mekân üzerindeki etkilerini ülkenin orta ölçekli kentlerinden birinde araştıran bu çalışmanın özgünlüğü veri toplama ve onu işleme biçimiyle ilgilidir. Merkezdeki süreçlerden üretilen kavramların karşılıklarını bu kentlerde aramak farklı deneyimlerin, tecrübelerin sorunsallaştırdığı ilişkileri görmeye engel olabilmektedir. Çünkü metropollerde ortaya çıkan süreçler başka yerde benzer şekillerde tekrar etmeyebilir. Bu bağlamda her yerel kendi dinamiklerini ortaya çıkaracak bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Bu çalışmanın bu yönüyle ülkenin farklı yerelliklerinde yapılacak çalışmalara öncü olması ve Türkiye toplumu ve kentlerinin son otuz altı yıllık dönemde yaşadığı dönüşüme farklı perspektifler getirmesi beklenmektedir. Türkiye kentlerinin gelişme öyküsünü standart kalıplara hapsolmadan yorumlamak Türkiye'nin kentleşme deneyimine dair çok farklı ipuçları verecektir. Böylelikle, ülkenin orta ölçekli kentlerinde 1980 sonrası yaşanan toplumsal süreçler ve bu süreçlerin mekânsal izdüşümlerini anlamak ve kavramsallaştırmak adına yeni düşünme kanalları açmak mümkün olacaktır.

Summary:

This research indicates that all segments of the society, which regard the built environment as the product of architects and planners and exclude themselves from this process and switch to the criticising side, play a role somewhat in the current status of the cities of Turkey. It is possible to say that the today's cities of any size whatsoever have been created by various groups from all of the segments of the society which interfere in the urban space by direct or indirect means and find a way to (re)produce it with the meanings and functions they have ascribed. Therefore, they should be handled on the ground of sociality which they belong to, and when doing so, the processes changing the society should be focused on, because when the society changes, the city also changes. The 1980s representing the start of the striking breaks in the political, ideological and economic fields have been the milestone of the large-scale changes in the point of view of the society on itself and the city in which it lives. While the world is organised within the frame of a series of economic rules which are largely common, the countries have left an inward-oriented development policy and got involved in a neoliberal economic restructuring process within the frame of their unique conditions. This period has made the change inevitable for Turkey as well. Along with the 1980s in which the capital movement gained much more liquidity compared to the previous period, the capital circulation accelerated and its field of influence enlarged, and new forms of organisation emerged in production, the country has made radical changes in the political and economic fields in order to be integrated into the global world. The nation-state's withdrawing and adopting an outward-oriented development policy intended for increasing the export after an inward-oriented development policy has turned the cities into spaces where the focus of capital accumulation and capitalist relations of production have been reproduced. As the dominance of the neoliberal policies has increased, new balances have started to be established in the economic power relations and various social segments of various localities have filled the place emptied by the state by taking a more passive role in the field of economics in this new political climate. The local reflexes, tactics, struggles and social organisations developed by the segments with different expectations, interest and mentalities on the physical resources and social meanings have revealed spatialities intrinsic to the cities. Being able to reveal the local outcomes of the initiatives concerning globalisation and neoliberal policies which are one of the main components of the current debates requires the research of the cities based on their own dynamics. This will be possible through understanding the processes transforming the people of various social segments in that place into social actors and identifying the relations which these actors establish with each other and the urban space. The term social actor refers to a wide range of groups of people who take a role in the formation of the urban space and the transformation, have lived in various regions of the city and have different social, economic and cultural structures. They have experienced the dynamics of change within their daily living practices and they have been both influenced by this change and change their environment. Developing methods which will clarify the networks of relations between the social actors and the strategies they have developed for this sake gives important clues for analysing the relations between the urban spatialities and social order. From the perspective of these considerations, the city Antalya, which has been able to be independently integrated from the national system into the global network within the frame of its local dynamics, have transformed itself through the resources it has developed on its own without depending on the facilities of the centre, and have identified its urbanisation process within the frame of its internal dynamics, has been selected to be examined in depth. Antalya has transformed from a coastal town into one of the medium-scale cities of the country through the effects of the dynamics of change which are a threshold in the world after 1980. While the city has rapidly grown physically, it has also witnessed substantial transformations in the social structure. The main purpose of the study is to clarify what kind of transformations have been experienced in the lives of the people in Antalya and the spatial equivalents of these lives in the face of global processes and upon the implementation of the neoliberal economic policies by analysing the "social processes and networks of relations". The "in-depth interview method", which is one of the data collection techniques of the qualitative research, has been used to apprehend not the multilayer structure and local realities of the city Antalya incorporating various localities in itself, and the fixed forms of these realities, but its variable features in the daily practices. By this method, it has been possible to get access to the experimental information produced by the social actors through experience, to apprehend the details by getting to the root of the researched matter and establish the relations. When the interview list has been created, it has been considered that the people, who have lived in various regions of the city, have experienced the city with its different features before and after 1980, and can share their own information and experience concerning the basic elements of the research subject. This method has enabled a deeper look at the research and the information collected by digging up the dynamics at the deep has helped understand both the variety that the researched place incorporates and the larger scale. A fixed sample has not been created at the beginning of the research to create a sample incorporating various/rich life experiences. A flexible structure has been adopted; the in-depth interview list has been varied during the research; and new people have been reached as the interviews have been performed. However, the information obtained during the in-depth interviews regarded as a primary data source has been supported by carrying out an archival research in order to improve the validity and reliability of the research. The publications about the planning and urbanisation processes of the city and the writings of the city historians and old Antalya people have been searched and the development plans and city maps have been tried to be reached. In order to bring a manageable integrity to the large-volume and various data stack obtained after textualising and repeatedly reading the interviews and searching the secondary data sources, a three-stage path has been followed: (1) Processing of the data (coding meaningful concepts and themes), (2) Visualising of the data, (3) Conclusion and evaluation. When the study for systematically creating themes/concepts and transforming these into data has been carried out, the events/circumstances that have changed in both the lives and living environments of the interviewed people before and after 1980 have been focused on. When the individual experiences have been separated and the relations between them have been compared, it has become evident that there have been four different city parts in Antalya and the stories taking place here have incorporated different dynamics. The social and spatial transformations in these city parts have been examined under the concepts titled "Core City, Coastal City, Rural City and Other City". The Core City has focused on how the ongoing traditional lives in the city centre have changed with the breaks experienced; the Coastal City has focused on the process of transformation of peasants engaged in subsistence farming in the fertile parts of the lands on the east coast of the city into a middle or upper-middle class, and transformation of the coast into the most valuable district of Antalya; the Rural City has focused on the process of structuring of a part of the lands, which have been included in the centre upon the growth of the city while they have been an agricultural area behind the cost, and its transformation into a middle-class district of the city, settlement of its native population into a middle/upper-middle class, the other part's remaining as an agricultural area and transformation of the owner of this part into an urban poor in expectation of planning for many years; and the Other City has focused on the process of settlement into the top in the social stratification of the rural migrants, who had struggled for housing and holding on to the city in the period before 1980, by turning the dynamics emerging in 1980s into advantages, and transformation of the lands, where they have been living, into lower-middle/middle-class neighbourhoods. An experimental urban reading has been fictionalised in order to be able to apprehend not the local realities and fixed forms of these realities, but its variable features in the daily practices along with the global trends/processes. While the approach of dividing the city into parts and reading the lives lived in each part via concepts produces a discourse about the whole city, it enables not missing the micro-size realities and creatively combining the looking from up and down, because each locale incorporates a wide range of dynamics in itself as well as it is different from the others. These dynamics are closely related to the variety of the people living in the said place as well as the difference of the physical and economic conditions. Therefore, reading the dynamics of each urban part in themselves enables reaching more disorganised, but more reliable information. The information collected by digging up the dynamics at the deep is important to understand both the variety that the researched place incorporates and the larger scale. The individuality of this study, which investigates the variable features in the locale of the global processes and the policies adopted by the country in the face of these processes and its effects on the social life and urban space in one of the medium-scale cities of the country, is related to its way of data collection and processing. Looking for the equivalents of the concepts produced from the processes in the centre in these cities may pose an obstacle to seeing the relations problematized by various experiences, because the processes emerging in the metropolises may not recur in any other place in similar ways. In this context, each locale should be handled with an approach which will reveal its own dynamics. It is expected that this aspect of this study will pioneer studies to be carried out in various localities of the country and bring different perspectives to the transformation experienced by the society and cities in Turkey during the last thirty-six years. Interpreting the development stories of the cities in Turkey without confining to standard patterns will give very different clues about the urbanisation experience of Turkey. Thus, it will be possible to open new channels of thinking in order to understand and conceptualise the social processes experienced in the medium-scale cities of the country after 1980 and spatial projections of these processes.